Bölge ve Türkiye

Komşularla sıfır sorun”muş, “stratejik derinlik”miş, “merkez ülke”ymiş, “büyük devlet”miş, “bölge ülkeleri Türkiye’nin liderliğine bakıyormuş”, “AB, Türkiye olmadan önünü göremez, hiç bir şey yapamazmış”! “Dünya da Türkiye’siz olamazmış”!!!

Duyan da sanır ki, gerçekmiş!

Türkiye bu AKP iktidarıyla ilk kez kendine geliyor, gücünü farkediyor, küreselleşmenin de kışkırttığı bir gereksinmeyle atak bir dış politika izlemeye yöneliyormuş!

Nereden mi belliymiş?

Erdoğan, “Van minut!” dedi ya! Davutoğlu, yakında Mescid-i Aksa’da (Kudüs) namaz kılacağını cümle âleme duyurdu ya! Sınırı açmak üzerine Ermenistan’la protokol imzalamadı mı? İran nükleer silah yapmaz, yapmayacak, bana söz verdi diyerek Türkiye Batı’ya karşı İran’a kefil olmadı mı? Bu ülkeye karşı yaptırımlara Güvenlik Konseyi’nde, ABD’ye kafa tutmayı göze alarak, “Hayır” demedi mi? Dedi!

Dedi ama, bir dakika, sen bütün bunlarla bu hükümetin, başı altmış yıl önce NATO ile bağlanmış “onursuz Kemalist dış politika”yı terketme cesaretini gösterip Türkiye halklarının çıkarını içeren yalın, açık ve onurlu bir bağımsız dış politikaya yöneldiğini mi söylemek istiyorsun? Yani Türkiye NATO ve ABD mihverinden çıkıyor, bölge ve dünya barışını esas alan, merkezini kendi insanlarının ve bölge halklarının çıkarı doğrultusunda kendisinin işgâl ettiği yeni bir mihvere giriyor, öyle mi?

Önce şu “İran unsuru”nu netleştirelim. Çünkü bu “nükleer” konusu çok önemli. Sağa sola çekilecek bir konu değil. Yapacaksın veya yapmayacaksın diye Türkiye’ye söz söyletmezler. Bu konuda Türkiye’de yaşayan insanların, Bölge’de yaşayan diğer tüm halklar ve insanlarla da bütünleşen gerçek bir çıkarı varsa, o da İran’ın nükleer silah yapmasının kesinlikle önlenmesidir. İran yapar ve bu silahı kullanır korkusu değildir bunun esas nedeni. Aksine, “İSRAİL’in nükleer silah kullanarak bölgenin ve dünyanın başına belâ açması ihtimali”ni arttıracağı için karşı çıkılmalıdır İran’ın nükleer silah sahibi olmasına. Böyle bir karşı çıkış, bölgede ne işler çevirdikleri besbelli Batılı çevrelerin adına karanlık misyonlar üstlenmeyi değil, doğrudan bölge halklarının yakın ve uzun vaade çıkarları bağlamında bağımsız bir inisiyatife sahip olmayı gerektirir. AKP Hükümetinin, Recep Tayyip Erdoğan ve sihirbaz mı, sihirbaz çırağı mı olduğu belli olmayan Ahmet Davutoğlu’nun bu konuda hâlen izledikleri siyasetin dayanak noktası, Türkiye halkının ve Bölge halklarının çıkarı değil, bunun tam tersidir. Başbakan Erdoğan, İran’a karşı izlenen uluslararası yasaklayıcı tutum geliştikçe, “İsrail’in varken, İran’a yapma demek haksızlık olmaz mı?” diyen tam bir esnaf siyaseti gütmekle açıkça ABD’den İran adına insaf dilenmektedir.

Cesur dış siyaset bu değildir. İran gibi bir ülkenin nükleer silah sahibi olmasını öyle takas anlaşmaları veya ambargolarla önleyebilmek mümkün değildir. İran nükleer teknolojik altyapıyı ve bilgiyi, her ne zaman ve nasıl olmuşsa, Rusya’dan almıştır. Rus nükleer fizikçileri ile birlikte çalışarak süreci bugünkü noktaya kadar ilerletmiştir. İstiyorsa bu silahı yapacaktır. Karşı çıkılmış daha önceki Kuzey Kore, Hindistan ve Pakistan, hatta sadece izlenmiş ve haberdar olunmuş Çin tecrübesinden bunun böyle olacağını biliyoruz. Bu bağlamda Türkiye’nin Erdoğan/Davutoğlu ikilisi eliyle yürüttüğü sözde vizyon sahibi “yeni” dış politika aslında yıllardır bilegeldiğimiz bir İÇ POLİTİKA’dır. Başka bir şey değil.

Hükümet eğer sahiden “cesur dış politika” yürütecekse, söz gelimi İsrail hükümeti ile hamasi ağız dalaşını bir yana bırakmalı, sorunu İsrail’in kural tanımazlığına ve orantısız güç kullanmasına filan indirgemeden esas reel politik içeriğini öne çıkarmalıdır. Bir başka değişle, NATO’nun Ortadoğu halklarının barış ve özgürlük özlemine yöneltilmiş vahim bir tehdit olduğunu açıkça belirtmeli, o askerî saldırı paktından çekilmeyi ülke gündeminin en önlerine taşıyarak, ABD ve AB gibi emperyalist dayılarıyla arasındaki maddî ve manevî bağımlılık ilişkilerini koparmaya yönelmelidir.

Bu hükümetle ve ardındaki partiyle olacak iş midir bu?

“İsrail ile bozuşma” olayına bakın, Türkiye’nin bu hükümet eliyle içine düştüğü dış politika aczini açıkça göreceksiniz. Gazze’ye insanî yardım götürdüğü söylenen, gemilerine Türk bayrağı asmış ve Türkiye’nin limanlarından yola çıkmış bir örgüte (İHH) açıktan sahip çıkabildi mi? Bırakın NATO’yla dalaşmayı, bunu bile yapabildi mi? “Haberim yoktu!” diyerek yan çizmedi mi? Gazze’de yaşayan Filistinlilere ister yiyecek ve ilaç, ister silah götürsün ve kim olursa olsun, üstelik böyle canice ve korsanca bir saldırıya göz göre göre mâruz kalarak dokuz can kaybına uğramış bir “insancıl girişim”e onurlu dış politika böyle mi sahip çıkar?

Şark kurnazlığına politika diyorlar: “İsrail bir an önce özür dilesin de, arayı düzeltelim!”. Aranız hakkaten bozuldu mu ki, neyi düzelteceksiniz? Oturup beklersiniz, kendi kendine düzelir her şey.

Bu hükümetle bu kadar!