AİHM Dink Davası'nda savunma yerine saldırı

Referandum tartışmaları bütün gündemimizi kaplamışken, Vatan Gazetesi’nde AİHM’deki Hrant Dink davasıyla ilgili haber bu ülkede ve bu devlette neyin ne olduğu, nasıl olduğu yolunda herkese yeni bir kanıt vermiş oldu.

Devletin Hrant Dink’i korumadığı, öldürüleceğine dair Emniyet ve Jandarma’nın bilgisi olduğu halde önlem almadığı gerekçesiyle Dink ailesinin AİHM’ne açtığı davaya Hükümetin gönderdiği ve Mahkeme dosyalarına giren savunmayı --Vatan Gazetesi kaynaklı haberle-- basında ve duyarlı İnternet sitelerinde okuduk.

Dışişleri Bakanlığının hazırladığı savunma metninin tamamının alınıp basında ya da hiç değilse Internet’te yayınlanması ve bir belge olarak arşivlerde saklanması gerekir. Çünkü savunma yapılmamış, Hrant Dink’e saldırılmıştır.

1- Hrant Dink Türklüğü tahkir etmişmiş, bu nedenle hüküm giymişmiş. Hrant Dink öldürülmeden önce bu hükmü İnsan Hakları Mahkemesine götürmüştü. AİHM Hrant Dink’in açtığı bu dava ile Dink ailesinin cinayetten sonra açtığı davayı birleştirmiştir. Yani Hrant Dink öldükten sonra AİHM’ndeki dava düşmemiştir. Bu anlamda Türk Hükümetinin kendi adliye kararını savunma gerekçeleri arasında göstermesi ne biçim bir hukuk nosyonudur, bilinmez. Olsa olsa aczdir.

2- Hükümet, Mahkeme kararına dayanarak Dink’i Türklüğe hakaret etmekle suçlamaktadır. Dink’in mahkûmiyetine neden olan TCK 301. Maddeyle ilgili dava süreci için “Ceza yargılaması için acil bir toplumsal ihtiyaç vardı” denilmekte yazının “halkı tahrik eden kışkırtıcı etkisi” nden bahsedilmektedir. Toplumsal ihtiyacın ne olduğunu saptamak siyasetçi yaklaşımıdır, hukukta “toplumsal ihtiyaç gereği yargılama” diye bir kavram yoktur.

ÖNLEM ALMADIK, YARGILADIK

3- Dink’in öldürüleceğini birden fazla devlet biriminin bildiği halde önlem almadığı yolunda Davacı Dink ailesinin suçlamasına Hükümetin verdiği yanıt bir kez daha esef vericidir: “Devlet yaşam hakkını korurken önleyici tedbir almasını gerektiren bilgilere sahip olması gerekir” denilmektedir. Oysa Trabzon Emniyet’i Dink’in öldürüleceğini kendi istihbarat elemanıyla saptamış ve İstanbul Emniyet’ine bildirmişti. Keza Trabzon Jandarma Teşkilatında görevli bir astsubay aynı bilgiyi Alay Komutanı Ali Er’e bildirmiş, o önlem için hiçbir harekette bulunmamıştır. (ama bu bilgiyi Jandarma Genel Komutanlığı’na bildirmemiş olması düşünülemez.)

4- Hükümet “Cinayetten hemen sonra katil yakalandı ve ilişkide bulunduğu 39 kişi gözaltın alındı bir kısmı tutuklandı” diye yazmıştır. Bu kadar acz artık gülünç bile değildir. Zira kendisine isnat olunan “Öldürüleceğini bildiğiniz halde hayatını önlem almadınız” idi. “Maktul öldürüldükten sonra failleri yakaladık” demek savunma değildir.

ÖLDÜRÜLDÜĞÜ İÇİN MAĞDUR DEĞİL

5- Savunmadaki bir başka nokta “Hrant Dink öldürüldüğüne göre 301’den aldığı cezanın mağduru olmamıştır. Yani. Mağdur olmadığına göre bizim suçlanmamız gerekmez. Kara komedi gibi bir cümler. Hüküm giydi ama hapiste yatmadı, çünkü öldürüldü.

Alay mı ediyorsunuz?

Ya da Ziya Paşa’nın dediği gibi “Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?”

6- Savunma devamla şöyle deniliyormuş: “AİHM içtihatlarına göre yaşam hakkını ihlalden bahsedebilmek için “Mağdur gerçek ve yakın biçimde tehdit ediliyor muydu, bu tehlikenin önüne geçmek için makul tedbirler alındı mı?” sorularının sorulması gerekir. Dink gerçek ve yakın biçimde tehdit edilmiş olsaydı koruma için yerel makamlara başvuru ve koruma isterdi”

a) Bursa’dan gönderilen Ahmet Demir imzalı tehdit mektubunu Savcılığa vererek koruma talebinde bulunmuştu.

b) Yukarıda sözünü ettiğimiz mahkeme duruşmalarına tehditkâr linç kalabalıkları Adliye binası önünde toplanıyorlardı.

c) Kaldı ki, kişi koruma talebinde bulunmasa bile, Devlet kendi elemanlarıyla aldığı istihbarat gereği önlemlere başvurmak zorundaydı.

d) 1. C.Başkanı Kemal Atatürk’ün yetimhaneden alarak evlat edindiği Sabiha Gökçen’in ailesi öldürülmüş Ermeni asıllı bir kimse olduğu Agos Gazetesi’nde yayınlandıktan bir süre sonra Hrant Dink Vali Muavini tarafından Vilayet’e çağrılmış ve odada bulunan iki kişi Dink’ten haberi tekzip etmesini, yoksa hayatından endişe duyacaklarını söylemişlerdi.

Hrant Dink uzun süre yazmadığı bu görüşmeyi Agos’ta yayınladıktan kısa bir süre sonra öldürüldü.

7- Önceden bilindiği halde önlem alınmadığı suçlamasına yanıt olarak olaydan sonra 21 idari soruşturma alt alta sıralanmış. Bu soruşturmalar sonucunda Adliye’ye verilen hiçbir emniyet mensubu yok. Cinayetten önceden haberdar jandarma yetkilileri için açılan dava ise görevi ihmalden ibaret.

Ama asıl önemlisi, “önceden biliyordun, önlem almadın” iddiasına Devlet’în verdiği yanıt “önceden bilenleri cinayetten sonra sorguladım” den ibaret. Oysa sorulan, NİÇİN ÖNLEM ALMADIN? sorusuydu.

SOYKIRIM KURBANI İLE SOYKIRIM SAVUNUCUSU

Ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti’nin savunmada verdiği örnek Almanya’da Kuhnen adlı bir Neo-Nazi’nin AİHM’deki davasıyla Hrant Dink’în AİHM’deki 301 davası koşut gösterilmiş.

Kuhnen isimli şahıs F. Alman yasalarında suç olan Nasyonal sosyalizmi övdüğü ve savunduğu, ırkçılık yaptığı ve” soykırım olmamıştır” dediği için hüküm giymiş ve AİHM’ başvurmuş, Mahkeme ise Kuhnen’in sözlerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 10. Maddesindeki ifade özgürlüğü kapsamına girmediğini, o görüşlerin Sözleşme Dibacesi’nde belirtilen temel değerlere aykırı olduğunu belirterek Kuhnen’in talebini reddetmişti,

Türk Dışişleri Bakanlığı işte bu neo-Nazi hakkındaki AİHM kararını emsal göstermiş ve Hrant Dink’in de benzer bir suçu işlediği için mahkûm edildiğini söylemiştir.

Her ne kadar TRT-1 de 15. 08. Pazar günkü “Politik Açılım” programına katılan Adalet Bakanı Sadullah Ergin o görüşleri paylaşmadığını söylediyse de, sözler önemli değildir, sigara dumanı gibi dağılıp giderler, kalıcı olan AİHM dosyalarındaki metindir, Türkiye Cumhuriyeti’ni o bağlamaktadır ileride de unutulmayacak bir tarihsel öneme sahiptir.

Sayın Davutoğlu, Sayın Erdoğan o metin sizin bakanlığınızın, sizin Hükümetinizindir, yani bugün de, siz gittikten sonra da Türkiye Cumhuriyetinin metnidir. Gelen tepkiler üzerine Dışişleri Bakanlığı savunma metninde cinayetin mazur gösterilmediğini, sadece yasaların zikredildiğini, onları esas alan kararların hatırlatıldığını söylemiştir.

Ve nihayet soyu İttihatçı Türkçüler tarafından kırılmış, kendisi faşist Türkçüler tarafından öldürülmüş bir insanın soykırım savunucusu bir Naziyle koşut tutulmuş olması acıdır. Bunu Türkiye Cumhuriyeti adına Dışişleri Bakanlığı’nın yapmış olması asla bağışlanmayacak ve ileride de unutulmayacak bir kabahattir.