Her şey 'genç köleler'den başlamadı mı?

Aldatmaca dünya çapında gerçekleştirilebildiği için “aldatmaca” olduğunu anlamak güçleşiyor. Yaşam bir “aldatmaca” tarafından kuşatılmış ve böyle sürüp gidiyorsa, yaşam olmaktan çıkmış, bir “aldanmaca”ya dönüşmüş demektir. Şu sıra “hızlı” bir devinim içinde olduğu habire söylenen bu dünya ve bu hayatın bir “aldanmaca”ya dönüşüp dönüşmediğini anlamak için onun, şurda veya burda temas ettiğimiz lokal görünümlerini değil, dünya çapındaki gerçekliğini kavramaya ihtiyacımız var. Bunu yapabilmek için de her zamankinden “daha çok şüphe” gerekli.

Bir yönüyle “hızlı” devindiği söylenen bu dünya hayatının bir başka yönüyle de hemen hiç devinmediği, hatta gerilediği dikkatten kaçmamalıdır. Devinmeyen, hatta gerileyen, insanlığın kuşkucu ve kurgucu yanı, düşünce yanıdır. Şu sıra, burjuva sınıfın bir dünya tasarımı var ama insanlığın ezilen ezici çoğunluğu kendisi için bir dünya tasarımından yoksun. Dünyanın devinimi gibi görünen tek şey, burjuva sınıf düşüncesi ve bu sınıfın her şey üzerinde egemenlik kuran sınıf çıkarı.

Bize anlatılandan, sunulandan, başka bir deyişle “reva görülen”den kuşkulanmazsak, her gün her saat yeniden üretilmesine kendi eylemimizle katıldığımız ama denetlemekte aciz kaldığımız bu “hızlı devinim”in bir parçası haline gelmemiz ve onun yarattığı ve yaratacağı sonuçlardan sorumlu sayılmamız kaçınılmazdır. Bin yıl önce bile “sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez” denilmiş ve kabul görmüş iken, bin yıl sonraki bugünkü hayatı sorgulamadan benimsemek insan varlığın hem doğasına, hem de uygarlaşma düzeyine yakışmamaktadır.

İnsanın “yorgun yanı”nı nerden mi görüyoruz? Bu apaçık ortada. Toplumların klasik güçlerinin durumuna bakarak göremeyiz bunu; gençlerin ve gençliğin durumuna bakarak görebiliriz. “Dünya gençliği” diye bir kategori her zaman varolmuş, nice özgürlük mücadelesinde ilk ateşi yakmış ve gün olmuş, devinimin önüne çıkmış ve eylemiyle çok şeyi değiştirmiştir. Bugün bu “gençlik” yoktur ve bulunmayışının gerekçesi de yoktur. Gerekçesi yoktur, çünkü herkesin mevcut hayatına el konulmaktadır ama gençliğin hem mevcut hayatına, hem de geleceğine el konulmaktadır.

“El konulan” şey sadece emeğimiz olsa, ürettiklerimiz olsa, nafakamız olsa buna “kapitalizm” der geçerdik. Bu yönüyle kapitalizm zaten varolduğundan beri eleştiri altındadır. Buna “sömürü” denilmiş ve razı olmayanlar, zamana ve mekana göre güçleri her ne ise onu ortaya koyarak sömürüye karşı mücadele etmişlerdir. Bugünkü durum sömürüden ötesidir; insanın “özgürleşmesi”ni imkansız kılacak bir dünyanın kuruluyor olmasıyla ilgilidir. Bu, kapsamlı bir köleleştirmedir. Kölelik olgusuna ve köleleştirmeye karşı ilk itiraz ve eylemin, tarih boyunca her zaman “genç köleler”den başladığı gerçeğini ölçü alarak bugünkü gençliğin dünya, insan ve gelecek tasavvuruna baktığımızda, özgürleşmenin stratejik bir öznesinden yoksun olduğumuzu anlıyoruz.

ÖZGÜRLÜK EYLEMDEN DOĞAR

Neden özellikle gençlik? Çünkü gençlik bir soyutlama değil, vakıadır. Gelecekle ilgili toplumsal varsayımların gerçek öznesidir. Burjuva dünya tasarımı gençliğin elde edilmesine, aldatılmasına, boş umut ve hayallerle avutulmasına, bunlar da yetmezse sindirilmesine dayanmaktadır. Bu nedenle, özgürlük ve özgürleşme sorunları en duru anlamıyla gençliğin sorunlarıdır. Özgürleşmeyle ilgili sorunlar aynı zamanda insanlığın sorunlarıyla kendi özgürleşmesinin sorunları arasındaki hassas denge üzerinde gelişen “birey”leşmeyle ilgili sorunlardır.

“Birey” olmak veya olabilmek özgürleşmeyle ilgili temel bir problemi içeriyorsa, bugünkü dünya ahvaline bu açıdan dikkatle bakmak herkesin, ama öncelikle de gençliğin işi olmalıdır. Dünyanın “hızla devindiği” söylenen yüzüne şüphe ile baktığımızda, bunun aynı zamanda insanı hızla köleleştiren bir sermaye devinimi olduğunu görebileceğiz. Bu devinim, “gerçek birey” olabilme hakkını ve imkanlarını silip süpüren, insanlara ve toplumlara kendi geleceği konusunda düş kurmayı bile yasaklayan bir devinimdir ve bu yönüyle de gerçekten “hızlı” bir devinimdir.

İnsan varlığın “insan olarak tanımına” temel teşkil eden özellikler, onun aynı zamanda özünü oluşturur. Bu nedenle “insanın özü insandır” denilmiştir. İnsanın işine, aşına-ekmeğine saldırıyı hadi anladık, bu kapitalizm demektir zaten ama, günümüzdeki sermaye egemenliği insanın özüne saldırmaktadır. Pratik zeka, “İnsanın da özü mü olurmuş?” diyebilir. Elbette insanın biyolojik varlığının hayvandan farklı özel bir “özü” yoktur. Ama insanın bir tarihi ve bu tarih içinde gelişen bir evrimi bulunmaktadır. Bu evrim tümüyle, insanın toplumsal ilişkileriyle evrimidir; o kadar belirleyicidir ki, insanın biyolojik evrimi üzerinde dahi etkisi olup olmadığı pek çok bilimsel çabanın konusunu teşkil etmiştir. İnsanın “özü” onun toplumsal varlık olarak kendisidir ve o da zaten toplumsal ilişkilerinin toplamından başka bir şey değildir. İşte buna, insanın varoluşunun somut anlamına saldırılmaktadır. Bu düpedüz gerilemedir: barbarlıktır.

Büsbütün düş kuramaz hale gelmeden bu sürece gerektiği gibi göğüs gerebilmeliyiz.

Tıpkı özgürlük gibi, birey olmak da kimseye bağışlanmaz, bağışlanamaz. Özgürlük toplumsal eylemden doğar. Dünyada ve Türkiye’de, şu sıra, en çok gereksinim duyulan şey, kapitalist dünya projesine itirazı olanların direncidir.

YENİ VE SİNSİ BİR İDEOLOJİK SALDIRI

24 yaş altındaki gençlerin yarısından fazlasının cep telefonu var. Bilgisayar-İnternet aleminin en hevesli konukları gençlerden oluşuyor. Bu iki sektörün sentezinden, bazı profesyonelleştirilmiş yerinde kullanım alanlarını saymazsak, gençliğin geleceğini tehdit eden güçlü bir ideolojik silah üretiliyor. Teknoloji de insana karşı kullanılır mıymış diye sormayın. İlk buharlı makina da, ilk elektrikli dokuma tezgahı da insana ve insanlığa karşı kullanılmıştır. Bu tekniklerin “kapitalistçe kullanılmasının normalleşmesi” için dahi insanlık büyük mücadeleler vermek zorunda kalmıştır.

Nasıl insanın tanımlanabilir bir özü varsa, kapitalizmin de “insana karşı olmak” diye tanımlanan bir özü var ve “yeni teknolojiler” bu nedenle bugün, insanın özüne, tarihi boyunca bugüne taşıdığı gelişkin toplumsal ilişkiler potansiyeline karşı bir saldırıyı temsil etmektedir. Kapitalizmin elinde her şey insana yöneltilebilir bir potansiyel silah gibi işlev görmektedir. Sakın ha, “şu ya da bu insana” karşı kullanılan bir silah olarak algılanmamalı bu. Böyle algılanırsa anlaşılamaz. Bütün insanlığa karşı, onu bugünü ile ve geleceği ile yozlaştırıcı ve bilinçten arındırıcı bir saldırıdır bugün “bilgi ve bilişim çağı” diye gençliğin önüne sürülmekte olan.

Yükselen bu yeni sektörle, daha doğrusu onun ideolojiye çevrilmiş sunumuyla ilişki kurmak, gençler için, bilimle ve bilgiyle ilişki kurmak anlamına gelmiyor. Kapitalizmin —sermayenin— hazırladığı dünya ile ilişki kurmak anlamına geliyor. Sektör, ilişki kurulan bu yeni dünyanın sorgulanmasını önlemek için ideoloji düzeyine yükseltiliyor. Gençlere, kendilerini birey olarak özgürce gerçekleştirebilecekleri izlenimi veren bir sanal dünya müjdeleniyor.

Sunulan bu sanal dünyanın gerçeği ürkütücüdür. Güzelliği soyut, ama çirkinliği somuttur. Filistin’de, Davud masumluğuyla elinde sapan özgürlük arayan çocukların ve gençlerin alnında kızıl kan delikleri açan, bu dünyadır. Bu dünya 5 milyar insanı açlık ve yoksulluk sınırında insanlığından etmektedir.

Bu sanal dünyaya, kapitalizmin dünya projesine direnme zorunluluğu, insanlığın içine itildiği durumun vahametinden olduğu kadar aciliyetinden de doğuyor: Yozlaşma ve bilinç şaşırması geri dönüşü çok zor, kümülatif bir ivme izliyor.

KENDİNİ KENDİ ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN GERÇEKLEŞTİRMEK

Türkiye’den bakalım. Üniversitelerden bakalım. Geleceğini tasarlama iradesi yönünden bakalım. Özgürlüğümüz için bakalım.

Üniversiteleri faşizmden kalma bir merkezi kurum, gene faşizmden kalma düşünce ve anlayışla ve elbette sermayenin ihtiyacına göre yönetiyor ve yönlendiriyor. Hayatın diğer alanlarında hangi baskı ve tahakküm varsa, üniversite gençliğinin üstünde de o baskı var. Hatta en çok onun üzerinde var. Çünkü o, gelecektir. Gençlik korkutuluyor. Kıpır kıpır olan yanı, özgürlükçü ruhu bastırılıyor. Kendisi için olacak başka bir dünyayı düşünüp tasarlaması yasaklanıyor. Gençlik, genç olmaktan men edilmek isteniyor. Çünkü insanın geleceğine göz dikiliyor.

Tek tip insan üretimi sözkonusudur. Çünkü ancak, bir düğmeye basıldığında aynı davranışı gösterecek insanla kurulabilir sermayenin hayalindeki dünya. Bu dünyanın kuruluşunun tek engeli, “özgür insan”dır. O nedenle gençlik özgür olmaktan men edilmek isteniyor.

Bak, nerden nereye geldik? Sartre, “İnsan bireyi, kendini –ama kendini her şeyden sorumlu sayarak– özgürce gerçekleştirir,” demişti. Bu sözün “eksiği”, insan bireyini “yalnız” bir varlık olarak almasıydı. Oysa hiç öyle değil. İnsan “yalnız” değil. Genç insan, hiç değil. Yukarıdan beri anlatmaya çalıştığımız dünya ahvali nedeniyle, bütün insanlar aynı durumu yaşıyor, aynı bela ile yüzyüze. Bütün insanların gerçek yararı, evrensel bir başkaldırıyı zorunlu kılıyor.

Sartre’ın sözünü sadeleştirelim ve bugüne taşıyalım: Kendini kendi özgürlüğü için gerçekleştirmek en çok da gençliğin başarabileceği bir şeydir. Sartre’ın “yalnız” başına alarak özgürleştirmeyi denediği birey 68 efsanesine kan verdi. Hiç de yalnız olmayan, toplumsal ilişkileriyle özgürleşen birey, bir efsaneye değil, gerçekliğe kan verecektir.