Mikro-Auschwitz ya da antropo-teknoloji

Geçtiğimiz yazın 6 Ağustos günü Hiroşima’ya atom bombası atılmasının 55. yıldönümüydü. 2. Dünya Savaşının bitmiş olmasına, Japonya’nın kayıtsız koşulsuz teslim olmasına karşın, salt ulaşılan teknik güçle bütün dünyaya gözdağı vermek için, 6 Ağustos 1945 günü Hiroşima üzerinde atom bombası patlatıldı. Ardından da Nagazaki üzerinde. Yüz binlerce insan öldü. Çok daha fazlası hastalandı, sakat kaldı. Oralarda bu büyük travmayı yaşayanların torunlarında bugün bile ağır bedensel ve ruhsal rahatsızlıklar tesbit ediliyor. İşin daha da trajik yanı, hiç bir sağlık sigortası bu insanların giderlerini ödemek istemiyor!

Birkaç on yıl önce, bir barış toplantısında, adını şimdi yazık ki anımsayamadığım bir din adamı, dünyanın tümünün Auschwitz Toplama Kampı’na dönüştüğünü...insanların makro ve mikro düzeyde iki kademeli denetim (kontrol) altında tutulduğunu söylediği zaman ne demek istediğini pek anlayamamıştık.

Konuşmacı düşüncesini sonra açıkladı: “Öncelikle, dedi, bugünün dünyası tümüyle bir toplama kampı niteliğinde ve nükleer başlıklı füzeler tüm dünyayı denetlemekte...Sonra, laboratuvarlarda orta boy bilgisayar büyüklüğünde aygıtlarla tüm dünyanın seleksiyona, ayıklanmaya taabi tutulması üzerinde çalışılmakta. Bu laboratuvarların nitelikleri mikro-Auschwitz’den farklı değil. Buralarda yarının üstün ya da yeteneksiz insanlarının ayıklanarak tespit edilmesi gerçekleştirilecek...Göreceksiniz....”

Dünyanın büyük bir nükleer tehdit altında yaşamasına neredeyse alışmıştık. Şimdi son günlerin güncelleşen antropo-teknolojisi’ne uyum sağlamak üzereyiz. Antropo-teknoloji, insanın evrimini kendi eline almasını amaçlıyor. Böylece, özlenen üstün insanlar (Hint-Avrupa ya da Âri kökenli ırk) seri olarak üretilebilecek. Gen haritaları böylesine ayrıntılı çözüldükten sonra artık ‘her şey yapılabilir” hale geldi. Geleceğin insanını üretecek laboratuvarlar hemen hemen hazır. ABD’de biyologlar kolları sıvamış, her an işe koyulmayı bekliyorlar. Psiko-farmakoloji yardımıyla birkaç ilaç karışımı bir kokteyl bu yeni insanın ruhsal dünyasını ayarlayabilecek.

Duygular, düşünceler, davranışlar denetim altına alınabilecek. Bundan sonra alkolizm, uyuşturucu kullanımı, kriminel davranışlar, tembellik, yoksulluk, asilik, başkaldırı yok... Laboratuvar görevlileri, disiplinli, çalışkan, uzun boylu – göz rengi isteğe göre boyanabilecek– savaşkan, bitirim, teknolojiye tam inançlı, kararlı, verilen her işin üstesinden gelebilir, kurulu düzeni sorgulamayı hiç aklına getirmeyen, biraz dindar, ara sıra tanrıya bile inanır insanlar üretebileceklerini söylüyorlar.

Bio-fizikci Gregory Stock’un dediği gibi, şu anda bu teknolojik gelişmeyi durdurabilecek hiç bir politik güç ya da etik yok. Olamaz, olmamalı...Atomun bölünmesinden, parçalanmasından sonra en büyük gelişmenin bu yeni Antropo-teknoloji olduğu söyleniyor. Bu sayede, Platon’dan beri tüm gerici ütopistlerin düşünü gördükleri “üstün insan” ya da Nietzsche’nin daha somut ifadesiyle “sarışın vahşiler”in seri üretimine geçilebilir.

Bir yandan Amerika Birleşik Devletleri, öte yandan Almanya’nın önderliğinde Avrupa Birliği, Nazilerin öngördüklerinden de daha güçlü, planlı geliştirdikleri politik-ekonomik yapılanmalarına ek olarak, şimdi “üstün insan” üretimini başlatma hazırlığı içindeler. Önceleri salt Auschwitz toplama kampı ve diğerleri çevresinde uygulanan soykırımlar şimdi gezegen boyu ayıklamalara, elemelere dönüşmek üzere. Burada artık eğitim yerine üretme, politika yerine biyoloji, sınıf yerine “geliştirilmiş (ıslah edilmiş) ırk”, yani “üstün insan” sözkonusu.

Konu son günlerde Almanya’da biraz daha ete kemiğe büründü ve güncelleşti. Sağlık sigortası şirketleri ortaya attıkları bir öneri ile bundan sonra genetik haritasını bilmedikleri insanları/müşterilerini üye yapamayacaklarını açıkladılar. Örnek olarak da “Kimse çarşıdan iyisi varken kötü domates almak istemez,” diyerek savlarını somutlaştırdılar. Şimdiden, politikacılar ve hukukçular ciddi bir açmazdalar. Ellerinde sağlık sigortalarını zorlayacak hiç bir yasal müeyyide ve gerekçe olmadığı söyleniyor. Gen haritasını, şifresini gösteremeyen, iyi bir sigorta şirketi tarafından sigortalanmayacak.

Peki geri kalanlar ne olacak? Şimdi bu yeni duruma uyan ve uygun bir “insani” formül aranıyor...

Belki de en doğrusu, bizdeki kimi politikacıların öngördükleri gibi, bizim genetik şifremizi hiç olmazsa şimdilik kaydıyla kasaya koyup saklamak. İlerde belki antropoloji müzeleri talip olurlar!