sanki onların durumu çok iyi de...

türkiye’nin avrupa birliği’ne girmesi tartışmalarına kadınlar açısından nasıl bakılabilir? öncelikle, avrupa birliği meselesinde söylenebilecek bir çok şeyin “herkes” için geçerli olduğunu düşünüyorum. birincisi, avrupa birliği’ne türkiye’nin adaylığı meselesi abd’nin dayatmasıyla olmuştur. ikincisi, üyelik uzun zaman gerçekleşmeyecek, türkiye, ab’nin çeperinde, ona tabi, ama ab üyesi olmanın buranın burjuvazisine getireceği avantajlardan muaf olarak var olacaktır.

ab üyeliğinin türkiye’ye demokrasi getireceğine inananlar var. bu tahminin doğruluğu ve demokrasinin ne olduğu konusu uzundur. ancak en olumlu anlamlandırılmasıyla bile demokrasinin kadınlar açısından fazla bir şey ifade etmeyeceğine inanıyorum. çünkü kendi adıma hiçbir şekilde kullanmayacağım “demokrasi kültürü” gibi kavramlar, savunucularınca bile kamusal alana ilişkin olarak tanımlanmaktadır ve kadınların başındaki esas melanet özel alanda cereyan eder. ab’yle, sami selçuk’la, ahmet sezer’le ve hatta işçi sınıfıyla gelebilecek demokrasinin eli de oralara kadar uzanmaz.

peki ab kadınlara ne yapar?

bu sorunun cevabını vermek için elimizde bir kaç araç var; bunlardan bir tanesi avrupa birliği’ne üye ülkelerdeki kadınların durumu. bu konuda bir homojenlikten bahsetmek mümkün değil. çeşitli ülkelerde farklı konumlar söz konusu. eski sosyalist ülkelerde kadınlar, eşlerini, bedava çocuk bakımı hizmetlerini kaybetmişler, yoksulluk karşısında fuhuşa başvurmak zorunda kalıyorlar. şanslı olanlarının önünde mankenlik kapısı da açılmış tabii! ama avrupabirliğiperverler, avrupa derken bu ülkeleri kastetmiyorlar (onlar bu ülkelerin eskisine de yenisine de gıcıklar demek yalan olmaz). ancak “esas” ab ülkelerinde de kadınların turumu tam bir benzerlik göstermiyor. feminist hareketin geçmişte ve bugün canlı olduğu ülkelerde kadınlar, ücretli çalışmaya ve siyasete katılım ve medeni haklar konusunda daha iyi bir noktadalar. hareketin zayıf olduğu yerlerde ise durum böyle değil. ama yine de genel bir durum değerlendirmesi için çok “tarafsız” bir kaynağa, avrupa parlamentosu yeşiller partisi grubunun avrupa manifestosu’ndan kadınlarla ilgili bölüme bir bakalım:

“Amsterdam anlaşması, eşitsizliklerin azaltılmasını AB’nin esas ilkelerinden birisi olarak kabul eder ve AB geçmiş yıllarda kadınların toplum içerisindeki konumunu ve haklarını iyileştirmekte önemli bir rol oynamıştır. Yine de büyük eşitsizlikler söz konusudur. Yoksulluk giderek artan bir biçimde kadınlara mahsus bir durum halini almıştır: AB’nde yaşayan her yoksul dört kişiden üçü kadındır. Yeni bir araştırma, yoksulluk içindeki kadınların çoğunluğunun İrlanda’da yaşadığını gösteriyor (kadınların %33’ü yoksulluk sınırının altında.) AB genelinde kadınlar erkeklerden %20-30 daha az kazanıyorlar. Aynı zamanda karşılığını almadıkları daha fazla iş yapıyorlar. Tek başına çocuğunu büyütenlerin %90’ı yarım zamanlı işlerde çalışan kadınlar ve bunlar güvenilmez gelir ve sosyal güvenliğe sahipler.

(...)

Kadınların siyasete katılımı çok düşük düzeylerde: AB’deki parlamenterlerin yalnızca %15’i kadın. İrlanda’nın Avrupa düzeyindeki durumu nispeten daha iyi; on beş milletvekilinden dördü kadın.”

irlanda’daki kadın koalisyonu’nun varlığını hatırlatarak devam etmek isterim. gördüğünüz gibi, ab ülkeleri kadınlar konusunda türkiye’den daha matah durumda değiller. almanya ve iskandinav ülkelerindeki ileri haklar ise, daha önce de değindiğim gibi, canlı kadın hareketinin kazanımları.

buna karşılık, kadınların ev içindeki ücretsiz çalışmaları sürüyor. özellikle tarımın yaygın olduğu fransa gibi ülkelerde bu çalışma daha yoğun.

bu, türkiye’deki kadınlar açısından da önemli bir konu. çünkü, türkiye’de çalışan kadınların çoğunluğu halen tarımda ve ücretsiz olarak çalışıyor. ab, tarım alanlarında bir daralmayı hedefliyor. bu da daha fazla sayıda kadının tarım alanında aldığı ücreti kaybetmesine yol açacak. diğer yandan kırsal alandaki yoksulluk kadınların evdeki ücretsiz işlerini arttıracak, çünkü para ile alınan bir çok mal tekrar evde üretilmeye başlanacak.

ya şehirde?

şehirde kadınların ücretli emeği konusunda birleşmiş milletler tarafından hazırlatılmış, yani yine “tarafsız” olan bir rapora başvuralım:

“Kırk yılı aşkındır, kadınlarla erkeklere eşit olmayan ücret ödenmesini yasaklayan AB yasaları olmasına rağmen erkeklerin ve kadınların aldığı ücret arasındaki fark hala aynıdır. Varolan politikalar, ücret farkının yapısal tabiatını etkilemek konusunda tamamen etkisizdirler. Eğer Avrupa Birliği, eşitsizlikleri azaltma konusunda samimi ise, ücret meselesine yalnızca yasalar düzeyinde değil, sosyal taraflar aracılığıyla da müdahale edilmesi gerekir. İşverenler ve sendikalar kadınlara eşitsiz ücret verilmesinin muhafazası konusunda az rastlanır biçimde ittifak halindedirler.”

türkiye’nin bir çok alanda eşit çalışmaya eşit ücret ödenmesi konusunda çok kötü durumda olmadığı söylenir. yani ab standartları durumu daha da kötüleştirebilir.

işsizlik?

avrupa birliğ’nde de işsizlerin çoğunu kadınlar oluşturuyor. üstelik de, “erkeğin vazifesi evin geçimini sağlamaktır” yönündeki “geleneksel” anlayış yıkılmış ve fakat kadınlara eşit iş olanakları sağlanmamış olduğu için bu, daha mutlak bir biçimde yoksulluk anlamına geliyor. (modernleşme özgürleşme getirmez!) avrupa konseyi, 1996’da, işverenlerin kadınlara iş vermedeki isteksizliğine karşılık, kadınlara küçük işletme kredisi verilmesi konusunda karar almış, ancak destek projeleri başarısız olmuş (erkeklere sanayi patronluğu, kadınlara küçük işletme!), avrupa’daki kadın örgütlenmelerinin kadın istihdamı konusunda başarılı faaliyetler yürüttüğünü tespit ettikleri tek kuruluş olan now (avrupa sosyal fonu altında “kadınlara yeni imkanlar”) önümüzdeki dönemde faaliyet yürütmeyecekmiş! bunun yerine kadınlarla ilgili konuların belli bir kaynak olmaksızın yaygınlaştırılması hedefleniyor.

oysa avrupa sosyal fonunun %2’den fazlası zaten hiç bir zaman kadınlara ayrılmamış, fonun katılımcılarının %42’sini kadınlar oluşturduğu halde.

çünkü kadınların ücretli iş hayatına katılması 1950’den beri hızlanmış, ancak ivme sürekli olarak düşüyor! 1998’de avrupa birliği’nde kadınların ancak %51.2’si ücretle çalışıyordu; bu da erkeklerin %20 daha altında bir oran. kadınlar çoğunlukla “esnek” işlerde çalışıyorlar, yani annelik ve karılık vazifelerine zaman sağlayan, ama insana gerçek bir ekonomik özgürlük sağlamayan işler. bakın, bu türkiye için bir yenilik olabilir!

kadınlar hala tipik kadın işi sayılan mesleklere yöneliyorlar. ve bütün bu dezavantajlar, azınlık kadınları ve lezbiyenler için katlanarak artıyor.

uzun lafın kısası:

avrupa’da kadınların durumu tam bir kelin melhemi olsa kendine sürermiş vaziyeti. diyelim ki ha deyince türkiye avrupa birliği’ne girdi, diyelim ki “onlar”a benzememiz yönünde bir takım yaptırımlar var, hadi girer girmez “onlar”a benzedik de, yine de kadın milletinin durumu değişmeyecek!

o yüzden,

avrupa birliği hayalleri kuracağımıza oralardaki kızkardeşlerimizin bizimkinden daha kıdemli olan mücadele tarihlerine göz diksek daha hayırlı olur bizim için. belki de herkes için, hepimiz için.