Küreselleşme karşıtları ne istiyor?

kukla1Küreselleşme karşıtı bir direniş tarzı ve bu karşıtlığı temellendiren talepler ile, bu taleplerin ifade edilişini temsil eden dil oluşmaya başladı. Renkli bir tarz ve renkli bir dil oluşuyor. 20. Yüzyılın çok zengin amaçları bütünleştiren monolitik tarzına ve diline benzemediği için 21. Yüzyıldaki sınıf mücadelesinin tarz ve dil yönünden nasıl olacağının ipuçlarını da verdiği varsayılarak desteklenen bu mücadele, Seattle’de, Dünya Ticaret Örgütüne karşı başladı, Cenevre’de ve nihayet Eylül 2000’de Prag’da, Dünya Bankası ve IMF’ye karşı protestolarla sürdü. Bu hareket irdelenmeli, anlaşılmalı ve dünya çapındaki eşitlik ve özgürlük mücadelesi açısından yerli yerine oturtulmalı. Bu yapılırken, “Küreselleşme” denilen ve bir “Çağ dönümü” olarak sunulan dönüşümün karakteri de iyi irdelenmeli, anlaşılmalı ve dünya çapındaki emekçi sınıflar mücadelesi açısından yerine oturtulmalı.

“ÇÖZÜM” MÜ, NE ÇÖZÜMÜ?

Dışardan gelen feryatları duyan ABD Merkez Bankası Başkanı refleks gösterip, “Bu bağıranları duymazlıktan gelmeyelim, onlar için çözüm üretelim”, dedi. Yani emperyalist kapitalizm, bugüne kadarki varlığının tabii bir sonucu olarak oluşan dünya çapında bir soruna “çözüm” bulacak! Sanki protesto, onlardan çözüm bekleyenlerin protestosu...

Protestocular dünkü çocuklar değil, 20. Yüzyılın özgürlükçü ve eşitlikçi mücadelesinden süzülüp geliyorlar. Emperyalizmin ezip dışladığı, soyup soğana çevirdiği, napalm, atom olup başına yağdığı, sırtından semirdiği, kendi kaderini tayine her kalkışında başına bindirdiği dünyanın çocukları bunlar ve Prag’a “istemeye” değil, reddetmeye geldiler. Bu reddiyeye aklı ve vicdanı yerinden kaymamış herkes sempati duyuyor. Ona “çözüm” önermek, emperyalizme düşmüyor.

Emperyalizm nesini çözecek, kendi eliyle ve varlığı nedeniyle oluşturduğu bu dünyanın? “Sorun” emperyalizmin kendisinden başka nedir ki?

Ancak bu gerçekliğin üstüne örtülmüş kalın bir şal örtünün varlığı da inkardan gelinemez. Kapitalizmin tüm ruhları satın almış bir yeryüzü hegemonyası da var. Bugünkü dünyanın haksızlığına herkesin bir “itirazı” var. Ama itirazı olan herkes, çözümsüzlüğe bir kördüğüm daha atarcasına, arzuhalini emperyalizmin vicdanına veriyor. ABD Merkez Bankası Başkanı “biz çözelim” derken, bu şaşkınlığı, bu pusulasını kaybetmişliği istismar ediyor.

Küreselleşmeci emperyalist sermaye güçleri yeni dünyanın paradigmalarını beyinlere şırınga ederken karşıt güçler hala, “küreselleşme”nin adını koyma ve artısını eksisini tartışma hesabında iseler, yapılacak çok işleri var demektir.

ÇÖZÜMÜ VAR MI BUNUN?

Dünyayı eline geçirmiş, onu evirip çeviren güçlerin yapacağından başka yapılacak ne vardır diye soruluyor, böylelikle kapitalizmin sunduğu “çözüm”lere “çözüm” diye bakılıp gerçek bir “çözümsüzlük” yaratılıyor. Kapitalizme karşı mücadeleyi şövalyelik olarak görmek “çözümsüzlük”tür ve bu sadece bir fikir olarak kafaları istila ettiği için “çözümsüzlük” gibi görünmektedir. Protestoya, haksızlığı yaratanlara “ikaz” olması anlamında geniş bir sempati duyulmakta, ama çözümün gerçek sahnesine ilgisiz kalınmaktadır. Şöyle düşünülmektedir:

Ulus-devlet çağı bitti, dolayısıyla bu kavramla direnilemez.

Çelişki sınıfsal özünden başka taraflara kaydı, sınıflarla direnilemez.

Marksizm artık açıklayıcı hükmünü yitirdi, yeni durum onunla açıklanamaz.

Dünyayı emperyalizm ile paylaşmak gerekir; çünkü dünya emperyalizmin elinden alınamaz...

Yanlış! Bu yanlışı yanlış olarak tesbit etmek, onu geriye, Ekim Devrimi’ne, reel sosyalizmin paradigmalarına çağırmak anlamına gelmez. Tam tersine, “Kızılcık”ta, satır aralarında veya satırlar üzerinde “yanlış” bulduğumuz belli bir anlayışı ileriye, somut duruma yakından bakmaya çağırıyoruz. Küreselleşmekte olan şeyin bugünkü dünya olduğunun, bugünkü dünyanın olduğu gibi küreselleşmesinin eşitlikçi ve özgürlükçü umutları büsbütün açmaza iteceğinin gözardı edilmesinden doğacak bedeli ödemek zorunda kalacağımızı anlatmak, bu zeminde tartışmak istiyoruz.

Küreselleşmeye karşı olanlar renkli bir dünya oluşturuyor. Ama hesaplaşmaları “bir haksızlıkla” değil, hepten haksızlıkladır. Bu hesaplaşmanın dilini henüz keşfetmiş değillerdir ama kullandıkları dil, sınıf dilinin bir lehçesidir. Bu nedenle Prag’daki, ondan önce ve bundan sonra, ınternet üzerinden iletişimle oluşacak protestoları, bu protestolar ister kapitalizmin belli bir haksızlığına karşı çıksın, isterse kapitalizmin temeline, onları seviyor ve destekliyoruz. Gelişen ve süreklilik kazanan bu yeni dinamiğin içindeki evrensel renk zenginliğinin farkındayız ve bu zenginliği, sınıf mücadelesinin bugünkü koşullarında Marksist ve devrimci mücadeleyi de zenginleştiren, ona güç katan bir aşı olarak değerlendiriyoruz.

Bize, küreselleşmeye karşı yeni ve daha zengin içerikli bir enternasyonalizmin oluşabileceğinin de işaretlerini veren bu harekete Marksistlerin, politik işçi hareketlerinin uzak durması ve seyirci kalması doğru olmayacaktır. Zira bu yeni toplumsal muhalefet hareketleri küreselleşmeyi, emperyalist kapitalizm ile aynı kefeye koyup karşı çıkmaktadırlar. Her bir renk, kendi özgün proğramının gerçekleşebilmesi için dahi kapitalizmden kurtulmanın şart olduğu bilinciyle devinmektedir. Seattle’den bu yana hareketin öne çıkan ana sloganının “Kapitalizme .....????