Mesleki deformasyon

kukla3“Devleti insandan korumak için yazılmış 12 Eylül darbe anayasasını değiştirmek kötü bir şey mi?” diye soruyordu Baskın Oran. (Radikal İki, 16 Mayıs 2010.)

Elbette değil. Değil de, AKP’nin kendi başına ve kendi adına getirip dayattığı anayasa değişikliği kötü bir şey mi diye o saatten sonra sormak AKP iktidarının 12 Eylül darbe anayasasına dört elle sarılmasına onay vermenin ta kendisi değil miydi? Söz konusu anayasa değişikliğiyle 12 Eylül darbe anayasası mı değiştirilmek isteniyordu? Yoksa değişiklik denilerek yapılmak istenen, 12 Eylül darbe anayasasını kimi can alıcı tek tek maddeleriyle olduğu kadar, genel çerçevesi ve ruhuyla da koruyarak, rejimin baskıcı karakterini --sözgelimi bir senedir süren KCK operasyonları gibi karakuş uygulamalarıyla-- teyid ve tahkim ederek sürdürmek mi?

Değiştirilen maddelerin nasıl değiştirildiklerine ve onlara karşılık hiç el sürülmeyenlere bir bakın, neyin ne olduğunu anlarsınız.

Değişiklik var, değişiklik var...

Hangisi?

“Olsun da az olsun, böylesi hiç yoktan iyidir!”

Hayır efendim, değildir! Bu gibi durumlarda, “olmayan”ları görmezden gelerek “olan”lar üzerine hüküm vermek olacak şey değildir.

Böylesi “hiç yoktan iyi” denilen değişiklik de, değişiklik değildir. Baskın Oran uyku sersemi hafta sonu okuyucularının düzeyinde argümanlar icad etmekle her şeyden önce kendisine, kendi bilgi birikimine ve iyi niyetine haksızlık ediyordu.

Memura grevsiz toplu sözleşme hakkına “Böyle olmasa daha iyi olurdu, ama Evet!” demek kamu emekçilerinin grev haklarının tam da 12 Eylül Anayasasının ruhuna da, lafzına da uygun olarak gasp edilmesine Evettt! demek değilse nedir? Faşist darbe ürünü anayasa böyle değiştirilmez! Böylesi, anayasa değişikliğine duyulan ihtiyacın kör kör parmağım gözüne suistimalidir.

Kimi anayasa maddeleri, alt tarafı yasa oldukları için, yasama yetkisiyle mücehhez bir parlamento tarafından pekâlâ değiştirilebilir. Amennâ! Ama bir anayasa herhangi bir yasa değildir. Anayasalarda değişiklik yapılması özel usûl kurallarını gerektirir. Çünkü anayasalar rastgele bir yasama iradesiyle değil, toplumda olabildiğince sağlanmış ve öyle olması için gerekli her yola başvurulmuş mutabakata dayalı özel bir yasama iradesiyle yapılır (değiştirilir). Tarihte ve dünyanın bütün demokratik denilen ülkelerinde genel kural ve teamül bu yöndedir.

Söz gelimi: 1982 Anayasası üzerinde AKP gibi bir parti de bir takım değişiklikler yapılmasını gündeme getirebilirdi. Bu, bizatihi, o değişiklik önerisine kem gözle bakmayı gerektirmez. Ama AKP gibi bir parti o değişiklik üzerinde olabildiği ölçüde genel mutabakat sağlamaya elverir evrensel usullere kasten hiç uymamayı seçmişse, bu yolda hiç bir uyarıyı, talebi, vb. kaale almamışsa, ben yaparım olur, olacak anlayışında ısrar ederek, anayasa değişikliğinden kendine siyasî rant elde etmeyi öngörüyorsa... O zaman söz konusu olan bir anayasa değişikliği değil, besbelli bir siyasî katakullidir. Öyle bir katakullinin herhangi bir askerî cuntanın topluma anayasa dayatmasından ne farkı vardır?

Neymiş, AKP sandıktan çıkmış! Sanki AKP’nin sandıktan çıkmış olması yukarıda sergilenen gerekleri lüzumsuz kılıyormuş gibi! Üstelik AKP sandıktan çıkmış da nasıl çıkmış? Kaç oy almış da çıkmış? Seçmenin yüzde kaçından oy alamamış, %10 baraj altında kalan partilere verilen kaç oy onun adına yazılmış, vb...vb...

Yani sahiden sandıktan mı çıkmış AKP? Onu sandıktan çıkaran halkın iradesi mi, yoksa 12 Eylül generallerinin dayattıkları rejimin kendini yeniden üretme iradesi mi?

Generallerin anayasasını sözde “demokratikleştirerek” bir yıl sonra yapılacak genel seçime yönelik bir propaganda açılımına çevirmenin AKP için bir anlamı olabilir, ama Baskın Oran’a ne oluyor? Yüksek yargı organlarının faşist anayasayla düzenlenmiş yapısını değiştirmenin bu kadar âciliyeti vardı da, sözgelimi işçi-memur tüm emekçilerin (o arada yargıçların ve savcıların da) GREVLİ, toplu sözleşmeli sendikal örgütlenme hakkının gerçek ve geçerli teminata bağlanması, veya faşist darbe artığı DGM’lerin kılık değiştirmiş hâli olan Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması veya kolluk kuvvetlerine iki sıkının arasında adam öldürme yetkisi veren Polis Vazife ve Selahiyetleri Yasası’ndaki hükümlerin lağvedilmesi, vb... gereği hangi nedenle aynı âciliyete sahip değildi?

Bu anayasa değişikliğinde esas, hattâ tek tartışma konusu, haklı ya da haksız, yüksek yargıyla ilgili maddeler oldu. Tartışma yanlış bir eksene oturdu, oradan bir türlü çıkamadı. AKP iktidarının yargıdan asıl şikâyeti, temsil ettiği çıkarlar adına ekonomik talanı ve çalışan kitleler üzerinde her türlü sömürüyü sürdürmekte zaman zaman kimi yargı kararlarının kendisine ayakbağı olması. Sözgelimi, hiç bir özelleştirme veya yerel ya da merkezî imar değişikliği projesi, nükleer santral siparişi, vb... yargı denetimine takılmasın isteniyor. O arada Danıştay da hiç olmasa ne iyi olacak! Bu değişiklik paketinde halkın, tek tek bireylerin yargıdan ve yargıçlardan şikâyetçi olduğu hususların hangi birinin şuncacık bir izi var?

Kürt açılımı denile denile kıyametin koparıldığı bir zamanda Kürt sorununun çözümüne elverecek kimi temel yapılanmaların önünü açacak bir kaç değişikliğe de mi hiç gidilemezdi?

“Hiç yoktan iyidir” de, “hiç yoktan iyi olan” ne?

Bunu görüp de anlamamak için herhalde Baskın Oran gibi meslekî deformasyona uğramış olmak gerekiyor...