1 Mayıs gölge boksu

kukla1Kutlama programı Timur Selçuk ile başlıyor ve Ruhi Su Dostlar Korosu ile sürüyor. Ardından Mustafa Kumlu çıkıyor kürsüye ve yuhalanıyor, inmek zorunda kalıyor. Tekel işçileri Kumlu’yu kürsüden indiriyorlar. Sonra kürsü sahipsiz kalıyor ve KESK başkanı Evren’in konuşması dışında konuşma olmuyor, kimilerine göre yüz elli bin, kimilerine göre beş yüz bin kişi –bir yandan henüz gelenler, bir yandan gidenler– dağılma sürecine giriyor.

1 Mayıs 2010 Taksim’in kısa özeti bu.

Tabiî ki herkes kendi penceresinden bakıyor.

Siyasi hareketler, sol gruplar, sendikalar, köşe yazarları, AKP’ciler, orta yolcular. “Savaştık, kazandık!” diyenler. “İşte demokrasi bu!” diyenler. “Ergenekon gitti, 1 Mayıs temiz geçti,” diye sevindirik olanlar...

Kızılcık okurları o gün ve ertesi gün nelerin olduğunu ve yazıldığını takip etmişlerdir.

Geniş olarak tekrarlamaya gerek yok. İki ana başlık altında değerlendirebiliriz. Birincisi: “Savaştık, kazandık!” söylemi. Neyin savaşı idi, kimle beraber nasıl savaştık ve ne kazandık sorularından bağımsız bir kazanım algısının siyaseten bir şey ifade etmediğini ve hiç bir işe yaramadığını görmek lazım. Bir şeyin kazanım olarak algılanması için (tabiî ki Marksistler için) sınıf savaşımında işçi sınıfı lehine ve sermaye sınıfı aleyhine bir durum yaratılmış olmalıdır. Sınıfsal dengelere şu ya da bu oranda bir etkide bulunmayan bir şeyi kazanım olarak algılamak bir kayıp olarak da okunabilir.

Taksim’de onca yıl sonra yine 1 Mayıs kutlaması yapılması bizatihi bir kazanım olmamıştır, ama kazanıma çevrilebilir bir şey olmuştur. Sonrası süreçte bunu kazanıma çevirme başarıldı mı, ya da önümüzdeki süreçte başarılacak mı, orası hiç belli değil. Ancak zarar hanesine de yazılmadığı söylenebilir. Bunda kısmen Tekel işçilerinin rolü olmuştur. Kürsü Kumlu’ya bırakılmayarak bir anlamda sermayenin hükümetinin etki alanının genişletmesinin aracı bir sendikal anlayışa teslim olunmamıştır. Ne ki, bu bir kazanım değil,  olsa olsa kaybın önlenmesi idi. Bu sayede, ertesi gün, sermayenin son dönem hükümetinin oynadığı “demokratlık” rolü için 1 Mayıs’ın medya aracılığı ile malzeme olarak kullanılması her şeye rağmen kısmen gerçekleşebildi.

Buradan ikinci söyleme, “AKP demokratik açılıma devam ediyor,” söylemine geçebiliriz. “Ergenekon” karşıtı tüm liberal, okumuş yazmış, kendine solcu, vs. diyen kişiler tarafından yoğun bir şekilde dile getirilen bu söyleme karşı kimse, “Yahu sekiz yıldır bunlar iktidarda değil miydi, İstanbul’u hapishaneye çevirmiyorlar mıydı?” sorusunu sormuyor. Aslında kimin sormasını bekliyoruz ki? Daha az önce olmuş olanı unutan ya da belki unutmak isteyen –ki bu olgu, sahiden çok kötü durumda olduğumuzu gösteriyor– bir toplum olarak öyle bir sorunun sorulmasını beklemek saçma.

Peki, bundan sonra ne olur, ne olacak?

1 Mayıs Taksim’de kutlanıyor artık! Seneye   1 Mayıs neyin günü olacak? Taksim’e çıkışımızın yıldönümü mü?

Hiç bir şey kendiliğinden bir anlam barındırmıyor. Anlam, süreç içerisinde, ya da başka bir ifade ile mücadele içerisinde kazanılır. Mücadeleden uzaklaştıkça onun yerini simgelerle doldurmaya başlıyoruz. Gerçek mücadele konularının yerini onların simgeleri alıyor.

Böylece bir cins gölge boksu yapmış oluyoruz. Gölge boksunu kazanınca da kendimizi gâlip ilan ediyoruz. Sonra yeni bir gölge maçına çıkıp yeni oyunlar oynuyoruz.

Tüm bunlar gerçek mücadele sahnesinde olmamanın ya da olamamanın getirdiği sonuçlar.

“1 Mayıs’da Taksim!” mücadelesini bu kadar küçümsediğimizi düşünüyorsanız biraz 1 Mayıs tarihine göz atın. Sovyetler Birliği dışında ilk 1 Mayıs resmî tatili Hitler Almanyası’nda gerçekleşmiştir. Bu olgu bile gölge boksu ile gerçek hayat arasındaki farkı ortaya koymaya yeterlidir.

İşçiler ve bütün çalışanlar, emeğiyle yaşayanlar için 1 Mayıs’ların önemi –her 1 Mayıs’ta Taksim’de olmanın da bizler için özel önemi– işçi sınıfının burjuvaziden bağımsız örgütlü mücadelesinin temel kıstaslarından biri olmasından ileri gelir. 1 Mayıs 2010, o hedefin bir simge olmakla kalmayıp hızla bir OLGU olmaya yönelmesi gereğinin o gün Taksim’de olan ya da olmayan herkese (iyimser bir kestirimle) hatırlatmışsa... maksat hâsıl olmuştur! 

Olmuş mudur?