İran

kukla2İran’da seçim, beklendiği gibi Ahmedinecat’ın kazanmasıyla sonuçlandı. Muhalifler, son anda zoraki bir aday bularak girebildikleri seçimde hile var diyerek Tahran’da birkaç gün süren sokak gösterisi yaptılar. Olay Batı’da biraz, Türkiye’de bir kesimde birazdan biraz fazla “yeşil devrim” umudu yarattı. Hemen bir isim buldular:

“Reformcu muhalefet”!

Bu türden “renk” devrimleri, emperyalistlerin parası ve NATO’nun şemsiyesi altında, reel sosyalizmin çökmesinden sonra sahipsiz kalmış bazı ülkelerde, diyelim Yugoslavya, Ukrayna, Gürcistan veya Kosova’da başarılı olabildiği için İran’da niçin olmasındı? İran cahilliği ile dünya ve siyaset cahilliği cüretle birleşince böyle olabiliyor. İran karanlık, dinsel diktatorya altında, halkı cahil ve vahşi, dünyadan izole olmuş bir Asya despotizmidir zannediliyor. Buna cahillik de değil, düpedüz ahmaklık demek gerekir.

İran süper güç değildir ama dünya siyasetinde, önünde secdeye varmak için kendilerine “süper güç” denilen güçlerden daha “süper” durmakta değil midir? Dünya siyaseti dönüp dolaşıp İran üzerinde toplanmıyor mu? İslam coğrafyası’nın hemen tamamında, devletleri değil üstelik, halkları şu veya bu yönde de değil, emperyalizme karşı etkileyen İran ile “Van minut” Türkiyesi aynı şey midir? Dünyanın neredeyse bütün mağdurlarının sempatisini kazanan Ahmedinecat ve İran’ın bugünkü politik çizgisi en başta ABD, bütün Batı’yı korkutmuyor mu? Bütün dünya “İran aşılmalı” diyor da, İran aşılıyor mu? (Farzı muhal, aşılacak olsa kimin eline, ABD’ye ve Batı’ya rağmen, ne geçecek?) İran’ın dünya siyasetindeki etkin yerine ve Batı’ya karşı tutumuna bakarak Ahmedinecat’a muhalif sokak hareketini ABD ve AB’liler başlattı demek doğru değil ama, eğer Batı başlattıysa arkası gelir diyenler kıç üstü oturdular işte. Yanlışları, İran’ın ancak kendisiyle açıklanacak kadar açık bir ülke olmasıdır. Kendini İran’ı anlamaya iyice kapatmış bulunanların İran hakkındaki ahmaklığından İran sorumlu değildir.

Elbette sokak gösterileri, Kuzey Tahran kaynaklı orta üst sınıfların ve kısmen üniversite gençliği ve entelektüel kadın gruplarının gösterisidir diye hiçbir surette hor görülemez. Göstericilere ateş açılması vahim siyasettir. Ama İran da salt bu değildir. “Reformcu muhalefet” adı verilen yapay hareketin rejimden hangi reformları talep ettiğini hiç kimse anlayamadı. Sadece bizdeki aklıevveller anladı. AB üyelik sürecinde ağızları “reform” sözcüğüne alıştığı

için, reform denilen şeyden kokoreçe etiket yapıştırılması zaruretini anladıkları için İran’da reformcu muhalefet var gibi gördüler.

Peki, İran’da Ahmedinecat’a muhalefet hiç mi yok? Var. İran sonuçta kapitalist bir ülke ve petrole dayalı tek ürün ekonomisinin bütün çelişkilerini barındırıyor. Petrol gelirleri kime ve nereye ne kadar akıtılacak sorusu her zaman önemli. Ahmedinecat “popülist” diyorlar: dar gelir gruplarını gözeten bir politika izliyor yani. Popülist siyaset her kapitalist ülkede kapitalistlerin tepkisini çeker. İran’da da kapitalist sınıfın bir bölümü tarafından Ahmedinecat’ın sevilmediği bilinmektedir. Aynı sıkıntıyı Venezuela’da Chavez de çekmektedir. İşte bu nedenle ticari sermaye, İran’da “Çarşı” diyorlar, petrol gelirinden alt gelir katmanlarına daha fazla pay verilmesini engelleyecek “reform”lardan yanadır. Her kapitalizm için yoksulların gelirini yükseltme yolunda harcanan kaynak, çarçur edilmiş sayılır. Ayrıca İran ticaret burjuvazisinin elinde, para olarak kaldıkça tehlike arzedecek kadar birikmiş para bulunduğu için bu kesimin kapsamlı bir özelleştirme talebi de var. Ama hepsi bu kadar. İran’da seçmen tutumunu ekonomiden önce ve daha çok rejimle ilişki belirliyor. Rejim, siyaseti ve özellikle dış siyasetiyle, ekonomisi ve kültürüyle, ideolojik yapısı ve Batı’ya karşı tutumuyla, devletçi geleneğiyle bir bütün. Muhalefetin Batıya açılmak, İran’ı izolasyondan kurtarmak gibi bir konsepti de yok. Hem ne demek Batı’ya açılmak ve izolasyondan kurtulmak? İran bu rejimle kendini Batı’dan kopardıktan sonra ancak Şah döneminin talancılığından ve sefaletinden kurtulabildi, yeniden “İran” olabildi.

Kim demiş, ayrıca, rejim izolasyonist bir siyaset izliyor diye? O zaman rejimin Latin Amerika’dan Çin’e, Hindistan’dan Rusya’ya yayılan sıkı stratejik ilişkileri ve prestiji nerden geliyor? Rejimin İran için inşa ettiği konum İran’da herkesi birleştiriyor. Batı’sından bakanlar bu nedenle İran’ın niçin bir türlü “küreselleştirilemediğini” anlamakta güçlük çekiyor.

Dünyanın neresinde yok ki, İran’da özgürlük sorunu olmasın. Bu çok ciddi bir sorun ve herkesler de kabul ediyor ki, bu konuda her yerde 20. Yüzyılın çok gerisine düşülmüş. Üstünkörü savlar ileri sürülecek bir konu değil bu. Yani özgürlük sorunu İran için ele alındığında, toplumsal hayatta en az erkek kadar etkin olan İranlı kadının örtünüp-açılması veya “meşk dünyası”nın kamusal alanın görüş mesafesi dışına itilmiş olması temelinde yüzeysel bir özgürlük sorunu değildir, tarihsel bir özgürlük sorunudur. Sınıf mücadelesinin önünü açacağı ve çözeceği bir meseledir. Unutulmuştur belki, hatırlatalım. İran, bir kaç sektöre sıkışmış olsa bile siyasal işçi hareketi bakımından bölgemizin en gelişkin ülkesidir. Bugün rejime yamalanmış duran bu hareketi İran kapitalizmi ilanihaye hareketsiz tutamaz. İran’da bu rejimi çarşı değil, İran halkında her daim canlı duran başkaldırı geleneğinin gerçek mecrasını bulması değiştirecektir. İşçi hareketi bir “küresel”leşsin, buna bölgemizden ilk katılan, bunu tarih de böyle söylüyor, İran olacaktır.