Kürtlerin kendi istedikleri gibi yaşama iradesi

“Şunun bunun taşeronu!” “Etnik milliyetçiliğe tapınma!” “Savaş ağaları!” “Bittiler... Son çırpınışları!”... Malûm teraneler! Hepsi, Kürt özgürlük hareketinin modern yapılanmasının katettiği mesafeyi ve bugün vardığı aşamayı hazmedemeyen, bunu Kürtlere çok görenlerin örtülü/örtüsüz aklına pelesenk! Ulusalcısı, liberali (ve liberal solcusu) aynı nakaratta buluşuyorlar, çünkü aynı maksadı paylaşıyorlar:

PKK’nin tasfiyesi!

PKK’nin tasfiyesinden sözetmek, daha hâlâ, bu ülkede bunca (12-15 milyon) Kürdün yaşamadığı varsayımı üzerinde kumdan şatolar inşa etmektir. Bu insanların kendi kimliklerine düşkün, gururlu insanlar olduklarını, Türkçeden gayrı kendi anadilleri olduğunu inkârdır: büyük çoğunluğunun üzerinde yaşadıkları topraklarda kendilerine ait bir tür siyasî organizasyona sahip olma hak ve iradesini hiçe saymaktır.

Çözüm –ve barış– için ister istemez PKK’nin dolaylı veya dolaysız muhatap alınması mı gerekiyor? Hâşâ! Devlet kimi muhatap alacağını tam bilemese de, kimi asla almayacağını her zaman bilir. Önce beli kırılana ya da teslim bayrağını çekene kadar, devlete emanet edilmiş kaç hayatın daha karşılıklı harcanmasına malolacaksa olsun, savaşa devam... Ondan sonra “barış”! Yani Kürtlersiz barış!

Bunda asker olsun, sivil olsun inat edenlerin indinde barıştan kastın son tahlilde ve icabı halde 12 Eylül’den aşağı kalmayacak bir zulüm ve hukuksuzluk dönemi, yani adıyla sanıyla bir Pax Turcica olacağı kesindir. Kürt halkı bu saatten sonra buna boyun eğmez. Türklerin de aklı ve vicdanı şaşmamış olanları öyle bir “barış”ın suçunu kimseyle paylaşmayacaklardır.

Her şey, her olgu, her yeni gelişme PKK’nin tasfiyesi diye bir şeyin fiilen gerçekleşmeyeceğini gösteriyor. Çünkü Türkiye Kürtlerinin bir vakitler Sadun Aren hocanın dediği gibi “Kendi istedikleri gibi yaşama” özlemiyle devinmekte olan Kürt özgürlük hareketi bugün vardığı aşamada PKK’yi soğurmuş, kendine maletmiştir. PKK somut ve nesnel bir gerçeklik olarak, elindeki silahla değil, Kürtlerle vardır. Her renkten ve meslekten Türk milliyetçilerinin C.Başkanının ağzından, “Bittiler, tükendiler, hiç bir çareleri kalmadı, son demlerini yaşıyorlar!” diye mızıldanmaları bundandır. Onlar PKK’yi kasdederek, “Bitti, tükendi” dedikçe Kürt halkı giderek daha da pekişen bir iradeyle karşılarına dikiliyor. Kürt sorununun çözümü cumhurbaşkanlarının, başbakanların, ordu kumandanlarının, muhalefet liderlerinin –yani devletin– “âkil iradesi”ne ve “insancıl vicdanı”na bağlı olmaktan çıkıyor.

Kürt ve Türk anaların ağlamaması kadar, Kürtlerle Türklerin, örtülü/örtüsüz Türk milliyetçilerine rağmen her iki halkın ortak değerlerini birlikte yaşatmaya ve savunmaya, ucu “Başka Bir Dünya”ya açık ortak geleceklerini kurmaya elverecek sahici bir barışa kavuşmalarının yolu bu gerçeğin idrakinden geçecektir.