İpi dolaşan sermaye, ezilenlerin sessizliği

Son banka skandalları, 12 Eylül darbesinden beri dizginlerinden boşanmış vahşi sermaye birikimi sürecinin kendi kendisinin engeli haline geldiğini gösteriyor.

Kapitalizmin bütün tarihi boyunca ilk sermaye birikiminin temeline harç olmuş kuşakların akıttığı kan, ter ve gözyaşı, 1960’lar ve 70’ler boyunca kara para aklama üzerinden ilerleyen sermaye birikimi sürecinde ve sürecin 80’ler, 90’lar boyunca tamamen serbestleştiği Evren-Özal yıllarında, gecikmiş Türkiye kapita- lizminin temellerini de besledi. Türkiye’nin kokuşmuş ve vahşi ortamında serpilen türedi sermaye kodamanlarının oluşturduğu kara para kaynaklı finans sermayesi zümresinin ekonomide dalbudak sarmasına burjuva siyasetinin sefaleti denk düştü. Devletin zor ve şiddet tekelinin eski ülkücü-faşist çetelere ve kontrgerillaya mensup unsurlarla içiçe geçtiği, siyasal rejim üzerindeki askeri vesayetin kurumlaştığı ve burjuva siyasal merkezin aşırı sağın hegemonyasına girdiği bu gölge oyununda emekçiler suskun seyirci konumuna zorlandı.

Büyük tekelci sermayenin bir önceki kuşağı (Koç’lar, Sabancı’lar) ilk sermaye birikimlerinin temelini İkinci Dünya Savaşı yıllarında devletle işbirliği halinde yürüttükleri hırsızlık, tefecilik, yolsuzluk, vurgunculuk, karaborsacılık faaliyetleriyle atmış ve savaş sonrasında giriştikleri komprador ticaret ilişkileriyle uluslararası sermaye zincirine eklemlenmişti.

Kapitalizmin genişletilmiş yeniden üretim sürecinin ve sermaye birikiminin kendisi bugün Türkiye’de kapitalist üretimin gelişmesinin engeli haline geliyor. Son bankacılık krizi, bunun göstergesi olarak dikkati çekiyor. Kriz büyük ölçüde kara para aklayarak semiren şirketlerin ve bankaların benzer yöntemlerle büyümüş ama artık aklanmış daha büyük ve muteber şirketler ve bankalarca yutulması yoluyla aşılmak isteniyor. Pusuya yatmış yabancı ve Türk sermaye grupları ve yolsuzluk hamlesi için sırasını bekleyen bürokrat ve politikacı tayfası krizin kısa erimdeki muhtemel galipleri olacak. Kendilerine sarı veya kırmızı kart gösterilen üç beş iş adamı, bürokrat ve mafya lideri ise, yakın bir gelecekte mevcut düzeni kendi suretlerinde aklayarak günahlarının kefaretini ödeyecek ve aramıza dönecek. Krizin muhtemel mağlupları ise kendi bütçesinden, sofrasından, barınma, ısınma, eğitim, sağlık, geleceğe güven ihtiyacından fedakarlık ettirilmesine seyirci kalan, böylelikle banka skandalının sebep olduğu zararın kendi vergileriyle oluşan hükümet bütçesinden karşılanmasına rıza gösteren, yapılanları "temizlik" zannedip oylarıyla Temizel’i, Tantan’ı destekleyip düzeni aklayan emekçiler olacak.

Elbette bir ihtimal daha var: Emekçilerin, hayatı her gün yeniden üretenlerin sokağa çıkması, sahici bir temizliği kendi elleriyle yapmaya yönelmesi, ülkenin ve toplumun gündemini işgal etmesi...