Kavşakta yol şaşkınlığı

Türkiye’de 12 Eylül darbesiyle kurulan siyasal rejim, ekonomik-siyasal-ideolojik-uluslararası kavşakların kesiştiği bir düğüm noktasına doğru hızla sürükleniyor. Dağılan Sovyetler Birliği’nin ardından yayılmacı hevesleri kabaran yeni “süper” (!) burjuvazinin “Avrasya stratejisi”, Avrupa Birliği’nin ve ABD’nin emperyalist paylaşım emellerini temsil ederken, boyutlarıyla iştah kabartan Anadolu pazarı küresel sermayenin ilgisini çekiyor. İslami, neo-faşist ve neo-liberal yükselişin kuşatması altında Kemalist resmi ideolojinin ve politikaların yeni koşullara uydurulması gittikçe güçleşiyor ve IMF-Dünya Bankası tarafından çerçevesi çizilen ekonomik rejim bütün çalışanları dizginsiz bir sömürü zindanına hapsederek daha da yoksullaştırıyor. 20 yıldır süregelen 12 Eylülcü rejimin cıvataları bir yandan demokratikleşme basıncı, öbür yandan sürüklenilen kavşakların girdap akıntılarıyla yerinden oynuyor.

Yaz sonunda Bülent Ecevit tarafından "devlet krizi" olarak tarif edilen "kararname tartışmaları" etrafında Cumhurbaşkanı, hükümet ve MGK arasında cereyan eden çekişme ve mücadeleler, "istikrar" perdahı ardında saklanmaya ve denetlenmeye çalışılan siyasal krizin son örneği olarak kayda geçti. Türkiye’nin kriz kavşağında olduğuna ilişkin yapageldiğimiz saptamalar böylece bizzat Başbakan’ın titrek ve heyecanlı sesiyle yaptığı itirafla teyid edildi.

IMF-Dünya Bankası ekseninde belirlenen ekonomik politikalara karşı ilk belirtileri gözlenen işçi sınıfı hareketlenmesinin hükümet tarafından grev ertelemeleriyle karşılanması, MHP’nin devlet, sendikalar ve kitle örgütleri içinde kadrolaşma telaşının yanısıra bala bulanmış zehirli lokmaya benzer sinsi politikaları, bir yanda IMF, TÜSİAD, hükümet ve MGK ile, öbür yanda halk çoğunluğunu oluşturan köylüler, işçi sınıfı, Kürtler, küçük ve orta burjuvazi arasında belirginleşmeye başlayan gündem farklılaşması, yakın gelecekte yaşanacak bir siyasal kutuplaşmanın ön koşullarını ve nesnel temellerini bir araya getiriyor.

Hükümetin ve yönetici çevrelerin yaklaşılan kavşakta durumu şimdilik idare etmeye çalışmaları, egemen oryantal siyasal kültürümüze uygun olabilir. Sosyalist siyasal güçlerin ise böyle bir lüksü yok. Onların siyasal durumun krize müdahale için gerekli açık bir kavranışına dayalı somut bir programa olan ihtiyacına geçen sayımızda işaret etmiştik. Kavşağa görüş alanımızı netleştirerek, amaçlı, planlı ve birleştirici bir siyasal irade etrafında kararlılıkla yönelmek zorundayız. Kurtlar sofrasına dönen bu ülkede emeğin haklarını, ekmeği, barışı, toplumsal adaleti, demokratikleşmeyi ve özgürlüğü kazanmanın başka bir yolu yoktur. Bu sayımızda bu yolu açacak bir siyasal programın ipuçlarını tartışmaya açacağız.